TÜRKİYE’DE GÜNCEL POLİTİKAYA DAİR GÖRÜŞLER…

Son günlerde bugün medya önünde fikir beyan eden politikacıların geçmişte kameralar önünde tam tersini savunduklarını belgeleyen birbiri ardına paylaşımlar alıyoruz. Hayrete düşüyoruz. İktidar kanadında ve muhalefet kanadında politika vitrininde konumlanmış, bu yolla yıpratılmayacak politikacı yok gibi görünüyor. Bu halin üzerinde durup uzun uzun düşünmek gerekir. Kanaatimce, zaten çökmüş durumda olan politika itibarı bu yolla, birbirlerini itibarsızlaştırmaya çalışan politikacılar marifetiyle çok Okumaya devam et TÜRKİYE’DE GÜNCEL POLİTİKAYA DAİR GÖRÜŞLER…

SİYASETTE MELEZLEŞME!..

Yeni sistemin bir gereği olarak takdim edilen ittifaklar ve ittifak partilerinin kendi ideolojik-fikri hususiyetlerini anlamsızlaştırdığı bir siyasal gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır. Sorumuz, fikirsiz bir iktidar veya muhalefet olur mu, sorusudur. Buna cevap olarak da,Türkiye’de bir takım iç ve dış güçler tarafından siyasetin melezleşmesi arzulanıyorsa, fikirsiz iktidar da olur, muhalefette olur diyebiliriz. Çünkü siyasi hayatımızdaki gelişmeler bize bunu göstermektedir. Melezleşme botanik Okumaya devam et SİYASETTE MELEZLEŞME!..

“İNSAN MESELEMİZ” VAR!

“Benim de yaşadığım İzmir’de bir deprem oldu. Deprem Türkiye’nin bir gerçeği… Her zaman olduğu gibi aynı görüntüler aynı konuşmalar! Biz bunlara hiç yabancı değiliz… Çoğumuz sorumluluğu siyasetçilere ve bürokratlara atıyoruz. Onlar uzaydan mı, geldiler? Bizim içimizden çıktılar. Onları içimizden biz verdiğimiz oylarla, alkışlarla, maddi ve manevi desteklerle o koltuklara oturttuk… Şimdi de şikayet ediyoruz… Vay efendim niye gereken tedbirleri almamışlar! Okumaya devam et “İNSAN MESELEMİZ” VAR!

NASIL BİR CUMHURİYET?

Yılını kutlamaya hazırlandığımız devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünlerin de, “nasıl bir cumhuriyet” istediğimi sizlerle paylaşarak , Cumhuriyet Bayramınızı kutlamak istiyorum. Keşke bu ülkede, fakir fukara dediğimiz yoksul sayısı üzüntü verici ve korkutucu boyutlarda olmasaydı… Eğitim seferberliğini topyekûn başarabilseydik! Tarımda üreten, fabrikalarında bacaları tüten bir ülke olabilseydik! İnsanımızı ete, süte, yumurtaya, balığa gark edebilseydik yani halkımızın beslenme diye bir sorunu olmasaydı… İşsizlerimize Okumaya devam et NASIL BİR CUMHURİYET?

TÜRK MİLLETİNE MENSUP OLMAK…

“Türkiye’de sanki zaman durmuş! 04 Şubat 2016’da yazdıklarımı okuyorum sanki bugünü yaşıyorum… Benim için bizim için en büyük ateşleyici mücadele gücü, Türk Milletine mensup olmaktır… Gerisi kendiliğinden gelir!” Türk Milletinin sıkıntılı günlerden geçtiğinden şüphemiz yok. Bu sıkıntılı günleri nasıl atlatacağız diye hepimizin oturup düşünmesi gerekir. Yapılacak ilk işlerden biri, milli heyecanı yüksek tutmaktır. Ancak bu heyecan, Türk Milletine yüksek bir Okumaya devam et TÜRK MİLLETİNE MENSUP OLMAK…

KIBRIS ve ADALAR MI DEDİNİZ?

“Bu yazı tarafımca beş yıl önce Aralık 2015 tarihinde yazılmış… Ona göre okumanız önemli. Benim gibi bir vatandaşın gördüklerini ilgililer ya görmemiş yada görüp kulağının üstüne yatmış! Kararı siz verin…”Türkiye’nin başı, Güneydoğu’da yoğun bir çatışma süreci yaşanan pkk ile dertte…Türk Milleti de, haliyle buraya odaklanmış durumda ama etrafında en az bunlar kadar önemli gelişmeler oluyor. Bunlardan ikisi Kuzey Kıbrıs Türk Okumaya devam et KIBRIS ve ADALAR MI DEDİNİZ?

BÜYÜK KONGRE’YE GİDERKEN…

Ankara / 11 Eylül 2020 Siyaset, halka hizmet amacı ile yapılır. Siyasi partiler bu amaca ulaşmak için kurulur. Bu amaçtan sapan siyasi partiler yaşayamaz. Nitekim 1946’dan bu yana kapanan veya tabela partisine dönüşüp işlevini yitiren pek çok partinin kötü akıbetinin nedeni, “kuruluş amacından uzaklaşmak”tır. Milletin verdiği krediyi kötü kullananlar, siyaset sahnesinden silinmişlerdir. Kongreler partilerin yenilenme zemini, yenilenme vesilesidir. Kongrelerde, yorulan Okumaya devam et BÜYÜK KONGRE’YE GİDERKEN…

TÜRKİYE’NİN SAĞLIK MESELESİ / TOPLUMUN GELECEĞİ İÇİN ÖNEMLİDİR!..


#SözümüzVarHareketi
Türkiye’de sağlık hizmetlerinin en büyük satın alanı Sosyal Güvenlik Kurumudur. Bu çerçevede en büyük sağlık üreticisi de yine Devlet ve Üniversite hastaneleridir. Yani devlettir…

Özel sektörün gerek sağlık sigortası, gerek özel hastane ayağında ürettiği katma değer, devletin ürettiği katma değerin yanında çok küçüktür (%80-%20). Özel sağlık kurumları da sağlık hizmeti için SGK ile anlaşmak zorundadır.

Türkiye’nin sağlık sisteminde durumun 2019 yılı verilerine göre özeti ise şudur;
artan ve yaşlanan nüfusumuzun varlığı ve ülkemizdeki 5 milyonu aşan düzenli/düzensiz göçmen Türkiye’deki sağlık politikalarında kalıcı değişimleri zorunlu kılmaktadır.

Yaşlanan nüfusumuzun doğurduğu geriatrik hastalıklar (Diyabet, Tansiyon, Kalp Damar Hastalıkları, Demans/Alzheimer gibi nörolojik hastalıklar, böbrek yetmezliği gibi kronik hastalıklar ve komplikasyonları) artış göstermektedir.

Sağlık, eğitim ve güvenlik devletin asli sorumluluğundadır. Eğitim gibi sağlığın yükünü de özel sektöre yüklemeye çalışan devlet anlayışı, eğitim ve sağlık hizmetlerinde insani hak olan eşitlik ilkesini de bozmaktadır.

Sağlık hizmetlerini tek çatı altında toplayan “Sağlıkta Değişim Politikası” istenilen iyileşmeyi sağlamamış, hatta sosyal güvence altındaki üniversitelerde verilen kaliteli sağlık hizmetleri sekteye uğratılmıştır.

Sağlık Uygulamaları Tebliği fiyatları ile ileri teknoloji ve donanım gerektiren sağlık hizmetlerini zarar etme pahasına sürdüren Üniversite Hastaneleri, yönetimsel borç batağına çekilmiştir. Döner sermaye katkı paylarında ciddi azalma akademisyenlerin özel hastanelere gidişini teşvik etmiştir. Tamamlayıcı sağlık sigortası ne yazık ki evinin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan büyük bir kesimin derdine derman olamamaktadır.

Sağlık turizmi Türkiye için çok önemli gelir kapısı olup daha da geliştirilmelidir. Sağlık hizmetleri Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde çok pahalıdır. Bunun yanı sıra Afrika ve Arap ülkelerindeki sağlık hizmetinden de çok daha gelişmiştir. Her ilde sağlık müdürlükleri içinde “ sağlık turizmi kordinatörlükleri” kurulmalıdır. Hizmet almaya gelenlerin yurda girişinden, taburcu olup ülkesine dönüşe kadar olan süreç devletimiz tarafından çok yakın kontrol altında tutulmalıdır.

24 şehirde, 27 Şehir Hastanesine 10 milyar dolar civarında bir yatırım yapılmıştır. Bu devasa hastanelerin sevk ve idaresi son derece zordur. Hasta başına verilen garantiler devletin sırtında çok büyük yüktür. Bunun yerine illerin büyüklüğüne göre Kuzey, Güney Batı ve Doğu aksında hastanın rahat ulaşabileceği, şehir trafiğinde oluşabilecek zaman kayıplarını en aza indirecek 200’er yataklı hastaneler yapılması her açıdan daha doğrudur.

Hastaneler kadar yaşlı nüfus için gündüz bakım evleri, çalışan anneler için bebek ve çocuk bakım evleri gibi hizmetler bütün il, ilçe ve belde gibi tüm yaşam birimlerinde hayata geçirilmelidir. Geriatrik bakım evleri pek çok ailenin karşılayabileceği masrafların üstündedir. Devletin bu alanda, düşük gelir seviyesindeki yaşlılarımız için yeterli sayıda yatılı bakım evlerini yaratması gereklidir.

Ülkemizin bir diğer kanayan yarası da engelli vatandaşlarımızın bakımı ve rehabilitasyonudur. Son yıllarda alınan bir çok olumlu karara rağmen halen binlerce vatandaşımız bu hizmetlerden yeteri kadar faydalanamamaktadır… Bu özel kişileri bir an önce mağduriyetten kurtarmalıyız. 2019 verilerine göre yaklaşık 8.5 milyon engelli vatandaşımızın bir kısmı yataklı tedaviye ve bakıma muhtaçtır. Sosyal devlet olarak bu acıyı üstlenmek gerekmektedir.

Hepimizin bu gün için birinci gündemi COVID-19 denilen pandeminin dünya düzenini değiştirmesidir. Bulaşıcı hastalık etkenleri ne yazık ki yoldan çıkmış kişilerin elinde biyoterörizm ajanı olarak görülmektedir. Laboratuvar kazaları ve mikroorganizmaların doğasındaki mutasyon denilen değişimler eldeki tedavi yöntemlerini geçersiz kılmaktadır. Salgının başından bugüne kadar dünya ekonomisi 12 trilyon dolar harcamayla salgının etkisini bertaraf etmeye çalışmaktadır. Kimse salgının ne zaman biteceği, ne şekilde son bulacağı konusu bilmemektedir. Hiçbir ülkenin böyle bir salgına hazır olmadığı da süreç içerisinde görülmüştür. Ancak sonuçta 800.000 kişiden fazla insan ölüme salgın nedeni ile yenik düşmüştür. Aşı çalışmalarına halen 1,4 milyar dolar harcanmış durumdadır. Daha da 1 milyar dolara ihtiyaç olduğu DSÖ tarafından dile getiriliyor. Türkiye’de 8 üniversite ve 1 merkez, DSÖ listesinde kabul gören aşı üretimi ile ilgili çalışmaktadır. Bir adım önde olan ülkelerde yıllar önce kurulmuş “AŞI ENSTİTÜLERİ” bulunması süreçte bizdeki çalışmaları birkaç ay geride bırakmıştır. Bu tip olası salgınlarda yerli ve milli kaynak çok önemlidir. Tübitak ve Sağlık Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı’nın işbirliği çok güçlü destekler yaratmış olsa da bu işlerin alt yapısı olan bir ucu devlet kontrolünde en az üç AŞI ENSTİTÜSÜ hayata geçirilmelidir.

Bir diğer konuda sağlık sektöründe yerli ve milli cihaz, ekipman üretimidir. Maske ve eldiven konusunda yaşanan sıkıntılar çok tazedir. Böyle bir durumun yaşanmaması için devlet kontrolünde özel sektörle geniş bir çalışma ağı yaratılmasını gerekli görüyoruz.
Türk Milletine sağlıklı, güvenli yarınlar için “SÖZ” veriyoruz… 02.Eylül.2020
Sözümüz Var Hareketi
İcra Kurulu

TARIM ve HAYVANCILIK / BİR BAĞIMSIZLIK ŞARTIDIR!.. (29.Ağustos.2020)

Dünya devletleri hızlı bir şekilde geleceğe hazırlanırken ne yazık ki ülkemiz bu hızlı değişimde yer almakta zorlanıyor. Tarım dünya ülkelerinin en önemli politikaları haline gelmişken, ülkemiz de tarım politikaları yetersiz ve ülke gerçeklerinin dışına itilmiştir.

Ülkemiz daha önce ki yıllarda kendine yeten ülkeler içinde yer alırken, bugün geldiğimiz noktada tarım alanında her şeyi ithal eden ülke haline düşürülmüş durumdayız. Hatta üzülerek ifade edecek olursak “SAMAN” ithal eden ülkelerdeniz. Cumhuriyetin ilanı ile Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkemiz sathında başlattığı tarım ve tarıma dayalı ürünlerin yetiştirilmesi hamlelerinin başarısı sayesinde, 2000’li yıllara gelinmiştir.

Avrupa ülkelerinde ağır sanayi hamleleri ile birlikte uygulamaya konulan tarımsal ürün yetiştirme ve işleme politikaları da büyük sonuçlar vermiştir. Avrupa ülkelerinde artık ağır sanayi ile birlikte tarım sanayisi de önem kazanmış ve geleceklerini garanti altına almışlardır. Bugün küçük Avrupa ülkeleri bile kendilerini tarımsal alanda geliştirmiş dışarıya ürün ihraç eder hale gelmişlerdir. Hatta son yıllarda bazı Avrupa ülkelerinin tarım ürünleri ihracatı ağır sanayi ürünlerinden elde ettikleri gelir kadar önem arz etmektedir.

Ülkemiz kendi öz kaynaklarına ve çiftçisine dönmek zorundadır. Ağır ekonomik şartlar çiftçimizin belini bükmüş ve elinde olandan vazgeçme durumuna getirmiştir. Açılan ithalat kapıları ile de ucuza ithal edilen ürünler karşısında çiftçimizin ürettiği ürünler ithal ürünler karşısında ki ağır rekabet koşullarında ezilmiştir.

Gelinen noktada;
Ülkemiz tarım sanayisinin giderek geliştiği söylensede ne yazık ki gerçekleri ifade etmemektedir. Bugün şeker, yem ve gübre fabrikalarımızın tamamı ya satılmış ya da tasfiye edilmiştir. Yem ve gübre fiyatlarının yükselmesinin ana sebebi fabrikaların kontrolünün devletten çıkmasıdır. Bu durum çiftçilerimiz üzerinde ağır girdi maliyetlerinin artmasına sebebiyet vermiştir. Girdi artışlarında ki nedenlere ilaveten önemli devlet kurumlarının kapanması veya açılıp-kapatılması tarımsal ürün yetiştiriciliğinin yanında hayvancılık sektörününde büyük darbe almasına sebebiyet vermiştir. Bunların ışığında ülkemiz canlı hayvan ithal eden ülke durumuna düşürülmüştür.

Bu bağlamda;
Yurtdışından tarımsal ürün ithalatı giderek kısıtlanmalı ve sonuçta sıfırlanmadır. Devlet çiftçimizden üretim talep etmelidir. Üretim talep ederken de gelecek yıllara göre planmış ve programlanmış bir talep olmalıdır. Yeniden devlete bağlı yem ve gübre fabrikaları açılmalıdır. Bu sayede gübre ve yem fiyatları dengelenecek ve çiftçimizin yüzü gülecektir. Çiftçimize düşük faizli krediler yerine ayni ve nakti yardımlar hibe olarak yapılmalı, bunun içinde yeni devlet organizasyonları oluşturmalıdır. Milletimizin ve gelecek nesillerinin sağlığı her şeyin üstünde tutulmalı Nişasta Bazlı Şeker üretimi tamamen kaldırılmalı ya da çok sıkı önlemler alınarak ürünün yalnızca kozmetik sanayinde kullanımına izin verilmelidir.

#sözümüzvarhareketi ülkemiz tarım ve hayvancılığının sorunlarını ve çözümlerini bilmektedir. Çözümler içinde her zaman katkıya hazırdır. #sözümüzvarhareketi olarak çiftçimizin her daim yanında olacağımızı, destekleyeceğimizi ve verilen her sözün arkasında durulacağını açık ve net bir dille ifade ediyor, saygılarımızı sunuyoruz. 29.08.2020
Sözümüz Var Hareketi İcra Kurulu
#SözümüzVarHareketi

HOYRAN ZAFERİ – Doğan Kartay

Anadolu’nun kapısını Türk’e açan Büyük Selçuklu hakanı Alparslan’ın 1071 Malazgirt Zaferinden 105 yıl sonra 1176 yılının ilkbaharında, Bizans İmparatoru Manuel beşbin arabalık savaş gereci ve büyük bir ordu ile Denizli üzerinden Konya’yı ele geçirmek hedefiyle, Selçuklu üzerine harekete geçer. Amaç, Türk’leri Anadolu’dan söküp atmak, geldikleri yere, Anayurt Orta Asya’ya geri sürmektir. Selçuklu Sultanı II. Kılıçaslan barış ister. İmparator Manuel kabul Okumaya devam et HOYRAN ZAFERİ – Doğan Kartay