NEREDEN NEREYE GELMİŞİZ!

“Türk; Yavuz Sultan Selim’e göre eşek idi…

Türk; Koçi Beye göre mezhepsiz ecnebiydi…

Türk; Hoca Saadettin Efendi’ye göre leşti hilebazdı aşağılıktı…

Türk; Naima’ya göre azgındı çirkindi kabaydı cahildi…

Türk; Nef-i’ye göre Allah’ın irfan pınarını yasakladığıydı…

Türk; Baki’ye göre kabaydı…

Türk; Hafız Çelebi’ye göre baban bile olsa öldürülmesi gerekendi…

Türk; Sadrazam Kuyucu Murat’a göre başı vurulması gerekendi…

Türk; Aksaraylı Kerimettin Mahmut’a göre hunhar köpekti. Me’lundu…

Türk; Merzifonlu Seyyit Abdurrahman Eşref’e göre eşsiz bir gaddardı…

Türk; Gelibolulu Mustafa Ali’ye göre pasaklıydı çirkindi…

Türk; Taşlıcalı Yahya’ya göre soyu kuruyasıca idi…

Türk; Büyükelçi Moralı Çuhadır Ahmet’e göre hayvandan farkı olmayandı…

Türk; Tokatlı Nuri’ye göre şehir dili bilmez hayvandı…

Türk; Şeyhülislam Mustafa Sabri’ye göre tiksinti duyulandı…

Türk; Vahdettin’e göre dini soyu sopu yurdu belirsiz cahiller sürüsüydü…

Siniriniz bozulmasın devam etmeyeyim!

Osmanlı…

– Ermenilere “Millet-i Sadıka”…

– Araplara “Kavm-i Necip”. .

– Rumlara “Romalı” anlamına gelen “Romeos” derken Türkler’i böyle aşağıladı.

Peki Türk kendini nasıl görüyordu?

Türk’ün hali
“İlk ders beni şaşırtmıştı. Bu bölük o zamanki milletin bir parçasıydı. Hepsi de Anadolu köylüleriydi. Biz Anadolu köylüsünü dindar mutaassıp bilirdik. Halbuki bu gördüklerim sadece cahildiler.

Fakat asıl şaşkınlığım ikinci derste oldu. Daha ilk sual cevaplarda anlaşıldı ki bu askerler yalnız hangi dinden olduklarını değil hangi milletten olduklarını da bilmiyorlardı.

‘Biz hangi milletteniz’ deyince her kafadan bir ses çıktı:

‘Biz Türk değil miyiz’ deyince de hemen ‘Estağfurullah’ diye karşılık verdiler.

Türklüğü kabul etmiyorlardı.

Halbuki biz Türk’tük. Bu ordu Türk Ordusu’ydu. Türklük için savaşıyorduk. Asırlarca süren maceralardan sonra son sığınağımız ancak bu Türklük olabilirdi.

Fakat ne çare ki bu “biz Türk değil miyiz?” diye sorunca “Estağfurullah” diye cevap verenlerin görünüşe göre Türk demek Kızılbaş demekti. (…)

Dininde milliyetinde birleşmiş olmayan bu bölük dersler ilerledikçe görüldü ki devletin şeklini devletin adını padişahın ismini devletin merkezini başkumandanını ve onun vekilini de bilmemektedir.

Hele iş vatan bahsine dönünce büsbütün karıştı. Kısacası vatanımızın neresi olduğunu bilen yoktu. Yahut da bütün bilgiler belirsiz köksüz şekilsiz ve yanlıştı…”

Şevket Süreyya Aydemir (1897-1976) hayat öyküsünü yazdığı “Suyu Arayan Adam” kitabında böyle anlattı Türkleri…

Vatandaşlık Bayramı
Falih Rıfkı Atay (1894-1971) “Batış Yılları” adlı eserinde kendi kuşağını Osmanlı’nın son çocukları olarak tanımladı:

“Kendime ilk defa ne zaman ‘Türk’ dediğimi pek hatırlamıyorum. Bizim çocukluğumuzda ‘Türk’ kaba ve yabani demekti. İslam ümmetinden ve Osmanlı idik. İlmihallerde baş dersimiz ‘din ile milliyetin bir olduğunu’ öğrenmekti.

‘Vatan’ sözü yasaktı. Onu ben büyüyüp de Namık Kemal’i okuduğum günlerde kitapta gördüm. Kulağımla ancak Meşrutiyet’te duydum.

Biz padişah kulları idik. Okul çıkışlarında her akşam sıraya girer ‘Padişahım çok yaşa’ diye bağırırdık…”

Buraya kadar yazdıklarımın kuşkusuz amacı var:

Mustafa Kemal de Osmanlı’nın son kuşağındandı. Türk’ün Osmanlı iktidarı tarafından nasıl aşağılandığını yaşadı. Osmanlı münevverlerinin Babıali’de “Türk” sözünü Arap aksanıyla ifade ederek “Terk” diye yazdıklarını unutmadı. (“Terk” sözcüğünün çoğulu Arapçada “Etrâk” demekti; ve Türklere “İdrâki biidrak” -anlayışsız Türkler- diyorlardı!)

Oysa…

Türk; Atatürk’e göre yıldırımdı kasırgaydı dünyayı aydınlatan güneşti. Bu sebeple…

91 yıl önce…

Tarih: 23 Mayıs 1928.

TBMM 1312 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nu kabul etti. Böylece…

Asırlardır hor görülen Türk yurttaşlık payesiyle onurlandırıldı.

Osmanlı ile Cumhuriyet farkı buydu…

Bugünlerde…

“Osmanlıcı” geçinen kimi AKP’liler Ekrem İmamoğlu’nun “Türk” değil “Rum” olduğunu ima ederek onu aşağılamaya çalışıyor! Demek ki artık…

“Türk” Osmanlı’da olduğu gibi aşağılanan-horlanan değildi.

Zamanın ruhu değişmişti: Türk; uluydu yüceydi…

Atatürk başarmıştı.

Vatandaşlık Bayramınız kutlu olsun.”

Bu yazıyı gazeteci Soner Yalçın yazmış. Ben de yazsaydım bir istisnası (!) hariç ancak bu kadar yazabilirdim. Bu nedenlerle Türk, Atatürk’e ne kadar minnet duysa azdır.. Günümüzde bile “Bu Millet” safsatası ile Türk’ün ırzına geçilmeye çalışılırken Atatürk’ün Türk için yaptıkları, Türkler açısından çağları aşan boyuttadır. Umarım Türk bunu idrak eder…

Özcan PEHLİVANOĞLU

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*