Bu akşam saat 20.00’de “Ulusal Kanal”da gündeme dair konuşacağım…izlemeniz dileğiyle!

13 beğeniler, 1 yorumlar1 hafta önce

KAMUOYUNA DUYURU… 31 Mart 2019 tarihinde Yerel Yönetimlere dair yapılan seçimlerde ortaya çıkan sonuçlar hepimizin malumudur. Kanaatimce bu seçimlerin tek bir kaybedeni vardır ve o da İYİ Partidir. Her ne kadar seçim sonuçları topluma bir başarı hikayesi olarak anlatılsa da biz İyi Partililer açısından durum budur. Ne yazık ki, İyi Parti teşkilatları parti kuruluşundan bu yana istenilen düzeye taşınamamış ve birçok yerde elini taşın altına sokmuş olan arkadaşlarımız yanlış kararlarla küstürülmüştür. Bu seçimde yaşananlar da, bize bir kez daha bunu göstermiştir. Alınan kötü neticede bunun da esaslı bir rolü vardır. Ayrıca yerel seçimlerde İyi Parti adına ittifaka dair yürütülen müzakereler, aday belirlemeler ve buna binaen yerel yönetimlerde alınan sonuç, son derece başarısızdır. İyi Parti, ittifakın kaybeden partisi olmuştur. Unutulmamalıdır ki; İyi Parti iktidara alternatif bir siyasi yapı olarak kurulmuştur. Bu nedenle tek hedefi iktidar olmak olduğundan iki seçimde de, alınan sonuçlar asla bir başarı olarak görülemez. Bu nedenle aday belirleme ve ittifak görüşmeleri noktasında partimizin yetkili kurulları tarafından tam yetki ile donatılan teşkilatlardan sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sn. Koray Aydın ve yerel yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sn. Musavvat Dervişoğlu’nu istifaya; Genel Başkanımız Sn. Meral Akşener ve Genel İdare Kurulumuzu Olağanüstü Büyük Kurultayı toplantıya çağırmaya, Bunlar yapılmadığı takdirde İyi Parti Kurultay delegelerini “Olağanüstü Büyük Kurultayı” toplamak üzere parti tüzüğü çerçevesinde üzerlerine düşen demokratik haklarını kullanarak görevlerini yapmaya ve bu konuda il ve ilçe teşkilatlarımızı kurultayın toplanması hususunda gereken desteği ile Türk Milletinin umudu olma vasfını koruyan İYİ Parti’ye nefes vermeye, davet ediyorum. Toplanacak “Olağanüstü Büyük..

92 beğeniler, 26 yorumlar1 hafta önce

TÜRK ÇOBAN KÖPEĞİ “AKBAŞ”… Herkes seçimle uğraşırken ben size önem verdiğim başka bir konudan bahsetmek istiyorum. Size bir kez daha “tarihi bir seçim” demenin talihsizliğini yaşamak ve yaşatmak benim için çok talihsiz(!) bir şey olur. Onun için bende oturup bir “pazar yazısı” yazayım dedim! Türkler tarihin gördüğü en büyük millettir. Hatta Türk’ü çıkarsanız tarihte konuşulacak bir şey kalmaz düşüncesine harfiyen katılırım. Ben de size bugün Kangal, Karabaş, Malaklı gibi Türklerin yetiştirip büyüttüğü ve Akbaş adını verdiğimiz Türk çoban köpeğinde bahsedeceğim. Biz Türkler yönümüzü Batı’ya döndüğümüzden beri Ata yurdumuz Asya’dan bir çok şeyi de beraberimizde Batı’ya yani bizlerde Anadolu’ya taşımış durumdayız. Akbaşlar da, bunlardan biridir. “Türk Çoban Köpeği” tanımındaki çoban sözcüğü günümüzde evcil hayvan sürülerinin bakım, beslenme, koruma sorumlusu için meslek adı olarak kullanılsa da, çoban deyiminin Türkçe’nin kökenindeki asıl anlamı; Akbaş ırkının karakter özelliklerinin tam tarifidir. Yeryüzünde akkurtun evrimi olan, step kökenli Akbaş kadar sert ve olumsuz tabiat koşullarına, açlığa ve susuzluğa dayanıklı, fiziksel gücü ve zeka düzeyi yüksek, yaşamı, sahibi ve içinde yaşadığı millet ile bu kadar özdeşleşmiş bir köpek ırkına Kangallarla birlikte başka hiç bir yerde rastlanmıyor. Akbaşlar; kendini besleyen sahibinin obasını, sürüsünü, ailesini, canlı ve cansız malını vahşi hayvanlara ve kötü niyetli kişilere karşı canı pahasına olsa da, korumaya çalışırlar. Bu nedenle Akbaş en güçlü ve en caydırıcı koruyucudur. Sahibini ve ona ait olanları korurken ölmek, Akbaş için çok rastlanan bir olaydır. Özgürlükte Akbaş’ın dışa vuran en önemli karakter ögelerinden biridir. Bekçi köpekleri, koruma alanına girilmesini sadece havlayarak haber verirken; o koruma ve kollama alanı..

89 beğeniler, 8 yorumlar2 hafta önce

HANGİ SİYASİ PARTİ BAŞARILI OLUR? Siyasetin ucundan kenarından tuttuğumu bilenler bana bugünlerde sıkça “hangi siyasi parti başarılı olur?” diye soruyorlar. Bende onlara aklımın, bilgimin, tecrübelerimin yettiğince cevap vermeye çalışıyorum. İlk önce şunu bilmenizi isterim ki; particilik ve siyaset çok teknik bir iş… Öyle laf söylemekle torba dolmuyor. Mutlaka siyasetin gereklerini yerine getirmeniz gerekiyor. Siyaset ve siyasetin yapıldığı particilik, bir ilim aynı zamanda. Teorik olarak okullarda öğretilse de pratiğinin yıllar içinde tecrübe edilmesi lazım yoksa hayaller görüp duvara tosluyorsunuz. Siyasetin başarılı olmak için olmazsa olmaz kuralı çok iyi bir örgütlenmedir. Hele Türkiye gibi ülkelerde bu fevkalade önem arz eder. Yani il, ilçe, mahalle, köy, sokak örgütlenmeleriniz çok iyi olmak zorundadır. Bunun bir aşama sonrası sandık başlarında partinizi canı gönülden temsil edecek insanların varlığıdır. Bu iyi örgütlenme siyasete uygun insanlar tercih edilerek gerçekleştirilmelidir. Ancak siyasete uygunluk sadece belirli kriterler kadar dürüstlük, ahlaklı olmak, vatan sevmek gibi hususlarla da, desteklenmelidir. Bir il başkanı ve il yönetimi; o ilde aynı zamanda genel başkanı temsil eder. Aynı şey ilçe başkanı, ilçe yöneticileri, mahalle, köy ve sokak temsilcileri içinde geçerlidir. Halk televizyonlarda yada miting meydanlarında uzaktan gördüğü liderleri onların taşradaki temsilcilerinde arar. Yani parti örgütü mensupları aslında kendi il, ilçe, mahalle ve köylerinde birer genel başkan kopyası gibi olmalıdırlar. Çünkü halk parti kadar en az onlara da bakarak oy verir. Siz bu birimlerde arızalı insanlara kendinizi temsil ettirirseniz siyaseten intihar ediyorsunuz demektir. Eğer bir partinin il başkanı yada kademe kademe teşkilat mensupları yetersiz ve siyasete uygun değilse, bir üstüne üstlük etik sorunları var ise, o partinin genel..

18 beğeniler, 9 yorumlar3 hafta önce

DEVLET ÇÖKTÜ!.. Bilmiyorum hatırlarmısınız, bu topraklar hatta daha geniş topraklar üzerinde 100 yıl önce başka bir devlet vardı. Bu devletin adı “Osmanlı Türk İmparotorluğu”ydu… Ve bu devlet çöktü! Halbuki bu devletin; her türlü kurumsal yapısı mevcuttu. Ordusu, bakanlıkları, meclisi, siyasi partileri, okulları, üniversiteleri, hastaneleri, yargısı, öğretmenleri, hakimleri, kaymakamları, valileri, memurları, jandarması, camileri, müftüleri, büyükelçileri gibi devletin tüm kurumları ve bu kurumlarda işleri yerine getiren çalışanları mevcuttu… Ülke de kendince bir üretimde vardı. İthalat olsa da, tarım ürünlerine dayalı ihracatı bulunuyordu. Limanları vardı. Bu limanlara bir gemi geliyor bir gemi gidiyordu. Hatta Haliç’te çürümeye(!) terkedilmiş olsa da, bir donanması mevcuttu. Bugünün başkanı yerine geçen bir padişahı vardı. Yani devlet deyince aklınıza ne geliyorsa vardı. Bu devlet bizimdi ve bizim olan bu koskoca 600 yıllık devlet çöktü! Yusuf Akçura, 18 Haziran 1921 tarihli Sebilürreşad dergisinde devletin yıkıldığı günlerde şunları yazıyordu; “Memleketimizin maden servetleri yabancı sermayedarlara mal oldu; memleketimizin kara ve deniz nakliye vasıtaları, demiryolları ve vapurlar tamamen yabancı sermayedarlar elindedir; memleketimizin belli başlı iskelelerinin limanları, sahillerimizin fenerleri yine yabancı sermayedarlar elindedir; memleketimizin belki en önemli bir servet kaynağı olan tütün işi de yabancı sermayedarlar elindedir! Memleketimizde akçe piyasasının mutlak ve müstebit hükümdarı olan sözde Osmanlı Bankası yabancı sermayedarların elindedir ve nihayet Düyunu Umumiye kuruldu ki, onun vasıtasıyla memleketin gelir kaynaklarından birkaç belli başlısı doğrudan doğruya yabancı sermayedarlarının idaresi altına geçti ve devletin bağımsızlığının bir kısmı bu suretle zayi olmuş oldu… Efendiler, banka, Reji, Düyunu..

35 beğeniler, 5 yorumlar4 hafta önce