İNSAN MESELEMİZ! (Bu yazıyı 2016 senesinde yazmışım. Son günlerde meydana gelen kadına şiddet ve kadın cinayetleri, “magandaizm” dediğim hal ve hareketler örneğin düğünlerde havaya ateş açılması gibi, kadına ve çocuğa cinsel istismar, kan davaları sonucu can almalar ve sokaklarda meydana gelen ve adi suç olarak tanımlayabileceğimiz şiddet olaylarının sayısal artışı beni bunları sizlere yeniden hatırlatmaya itti.Sanki Türkiye’de “vahşi insan” dönemini yeniden yaşıyoruz… Öyle büyük toplumuz falan palavraları atmaya gerek yok dönüp önce ne haldeyiz diye bir aynaya bakalım!) İnsan, Havva ve Adem’den bu yana gündemdeki ilk meselemiz. Ancak ne var ki, bu mesele olumlu bir çizgide gelişme göstereceğine, devamlı surette geriye doğru gidiyor. Belki bu da, kıyamet alametlerinden biridir. Dünyanın her yerinde insan denilen mahlukata ilişkin sayısız sorun bulunuyor. Ancak hayatın doğası gereği biz ilk önce toplumumuza, ailemize ve kendimize bakmak ve insana ilişkin sorunları bu noktadan çözmeye başlamak zorundayız. Elbette değerlendirmelerimizi, insan fıtratını dikkate alarak yapmaya çalışıyoruz ama bu fıtratın varlığına rağmen, iyiye ve güzele doğru yol almak zorundayız Ülkemizde son günlerde dillendirilen fakat toplum tarafından önemli görülmemiş olacak ki; yankı bulmayan konulardan biri insan kalitemizin olup olmadığıdır. İnsan kalitesinin yüksek olabilmesi için yaşam boyunca eğitim ve eğitici seviyesinin çok yüksek olması gereklidir. İlk eğitici annedir. Ondan sonra aile gelir. Bu okullarla devam eder. Camiler ve diğer dini kurumlar eğitimi taçlandırır. Hatta bizde “Peygamber Ocağı” olarak gördüğümüz ordumuz da eğitim ocaklarımızdan biridir. Hatırlarsanız eskiden askerliğini yapmamış olanlara “adam” muamelesi yapmazlardı. Burada adamlıktan kasıt, asker ocağında alınan eğitimdir. Kabul edelim ki; annelerimiz bu eğiticilik vasfını..

12 beğeniler, 5 yorumlar2 hafta önce

30 AĞUSTOS NUTKUM! ( Bunları yazalı 10 yılı geçti her halde. Değişen bir şey olmadığı için her 30 Ağustos’ta tekrarlıyorum. Türk bakıp bakıp kader haline gelen “kısır döngüsüne ağlasın ve ecdata niçin layık olamadığını düşünsün!) Bu nutku her halde yıllar önce yazdım, şimdi yine Türk’ün zafer günleri gelip çatınca bari bende bir şeyler söyleyeyim dedim. Ama değişen bir şey olmadığı için söyleyecek yeni bir şey de yok!!! Oyunlar hep aynı oyun! Aktörlerin ise karakterleri kardeş! Bunun için ben de artık bunları ezberledim. Anlayacağınız her şey çok yavan geliyor. Çünkü Türk, yüzyıllardır aynı şeylerle cebelleşiyor…sanki bütün bunlar kader olmuş! Olsun ben yine de, şanlı ecdatın mümtaz ruhunu anmak için tekraren, “Ağustos Nutkum“u sizlerle paylaşayım ve şehitleri, gazileri minnetle anayım! Belki yeni bir Mustafa Kemal‘in, Alparslan‘ın, Fatih‘in ortaya çıkışına bir nebze olsun vesile oluruz. “30 Ağustos Zafer Bayramı” Türk Milletine kutlu olsun.. “Türk Milleti için Malazgirt’ten Dumlupınar’a zaferlerle dolu bir haftaya giriyoruz. Onun için hem bu zaferleri ve ecdatı anmak hem de içinde bulunduğumuz duruma bazı saptamalar yapmak istiyorum. Biliyorsunuz, Atatürk’ün söyleyip söylemediği üzerinde büyük tartışmalar kopartılan ama içeriğinin Türk Milleti ve gençliği için yüzde yüz doğruları içeren bir “Bursa Nutku” vardır. İçeriği itibarı ile işine gelmeyenler, bu nutku yok saymak için ellerinden geleni yaparlar. Sadri Maksudi Arsal, Türk Milletini yönetenlerin bazı devrelerde milli şuurdan uzaklaştıklarını ve öz değerlerden uzaklaşıldıkça da, devlet ve millet için tehlikeli sonuçlar doğduğunu ifade etmektedir. Bugünde milli değerlerden uzaklaşılmıştır ve Türk Milleti, gelişmelerin doğuracağı tehlikeli sonuçlarla karşı karşıyadır. Bu nedenle, sadece hamaset yaparak zaferlerle övünülmemeli,..

16 beğeniler, 3 yorumlar3 hafta önce

TEMEL MESELELER! ( Arkadaşlar 6 ayda bir hatırlatmak zorunda değilim ama yine de hatırlatayım dedim! Meselelere böyle bakmazsak yaşam bizim için bir kısır döngü olur! 21.2.2019) Rahmetli Ahmet Kabaklı‘yı mutlaka bilenlerimiz ve hatırlayanlarımız var. Ancak yeni nesillerin bildiğini pek zannetmiyorum. Kendisine “Şeyhülmuharririn” ünvanı da verilmiş bir insandı. Şimdi çok kişi nedir bu şeyhülmuharririn diye sorabilir. Yazarlığın zirvesindeki kişilere verilen ünvan, yazarların üstadı yani bilge yazar demektir ve biz böyle bir üstadı yeni nesillere gerektiğince anlatamadık diye düşünüyorum. Gerçi neyi anlatabildik ki; Ahmet Kabaklı’yı anlatabilecektik? Neyse konumuz bu değil. Merhum Kabaklı’nın önemli eserlerinden biri de, “Temellerin Duruşması” adını verdiği ve düşüncelerini aktardığı bir kitaptır.. Ben bu kitabı 30 yıl önce alıp okuduğumda, hem tespitleri hem de bakış açısını çok beğenmiştim. Bu düşüncem bugün itibarı ile daha da pekişmiş durumdadır. Biz Türkler, temel meselelerden habersiz olduğumuz için günlük olarak karşımıza çıkan ve sadece ufak teferruatlardan ibaret şeylerle uğraşıyoruz. Bunu sayısız örnekle ortaya koymak mümkündür. Halbuki “temel meseleler”i halletmeden diğerlerini halletmek mümkün değildir… Günümüzde tanzim satışlarla ilgili dolu laf ediyoruz ama Türklerin Anadolu coğrafyasında yaşadığı ekonomik krizleri ve nedenlerini derinlemesine tartışmıyoruz. Benim bile yarım asrı aşan ömrüm süresinde yaşadığım ekonomik krizler sayısızdır. Türkiye ve Türkler; Araplaştırılmak ve Ortadoğululaştırılmak isteniyor! Dünde isteniyordu hatta yüzlerce yıldır isteniyor. Sorun bugüne has değil ki! Karamanoğlu Mehmet Bey, “Bugünden sonra hiç kimse sarayda, divanlarda, meclislerde ve seyranlarda Türk dilinden başka bir dil kullanmaya” diye boşuna mı, söylemişti? Biz de, bugün anadilde..

38 beğeniler, 5 yorumlar3 hafta önce

SİYASET NİÇİN YAPILIR? Hollanda’da yaşayan gazeteci İlhan Karaçay geçenlerde sosyal medya hesabında bir fotoğraf yayınladı. Bu fotoğrafta yer alanlar Hollanda bakanlar kurulu üyeleri ile devlet müsteşarları idi. Hepsi günlük kıyafetleri ile toplantıya katılmışlardı. O da sorduğu sorularla; bu fotoğrafı nasıl okumak gerektiğinin cevaplarını bulmaya çalışıyordu. Bizim ülkeden bakınca bu fotoğraf üzerine “siyaset niçin yapılır?” sorusunu sormak ve onun cevabını vermek gerekir. Bu gün çok özendiğimiz ve standartlarına ulaşmaya çalıştığımız Avrupa’nın bir çok ülkesinde siyaset; siyaset yapanlar için bir angaryadır ve sadece ülkeye hizmet odaklıdır. Siyasetçilerin çoğunluğu meslek sahibi ve liyakatlidir. Yani siyaset yapmasalar da, geçimlerini temin edecek ve şahsi istikballerini güvence altına alacak bir işleri vardır. Avrupa’da siyasetçiler ve bürokratların çoğunun makam arabası ve lojmanı yoktur. Kendi evlerinde oturur, görevlerine şahsi araçları veya toplu taşıma araçları ile gelip giderler. Harcamak için kendilerine verilmiş bütçeyi şahısları için kullanmaları veya görevlerini suistimal etmeleri hemen istifa etmelerini gerektirir. Aksi olursa ülke ayağa kalkar, o siyasetçiyi veya bürokratı doğduğuna pişman eder ve tabiri caizse toplumdan dışlarlar. Bir gün İsveç’in Malmö kentinde gezerken bir evi gösterdiler. Üç katlı bir apartmandı. İkinci katında eski İsveç Başbakanı oturuyormuş. Başbakanken de, bisikletine biner halk arasında dolaşır ya da köpeklerini gezdirmek için tek başına dışarı çıkarmış. Ne rahatsız eden var ne de onun halktan bir çekincesi! Çünkü standardımızı ulaştırmaya çalıştığımız Avrupa’da durum bu! Örnekleri çoktur… Türkiye’de ise siyaset ve bürokrasi ise bir geçim ve zenginleşme kapısıdır. O sebeple siyasetçi veya bürokratlar “kürk”e yani kıyafete, arabaya, lükse, oturulan konuta..

27 beğeniler, 2 yorumlar3 hafta önce

Politika İnsan Üzerinden Yapılır!- Özcan Pehlivanoğlu

İYİ PARTİ’DE BUGÜN YAŞANAN TARTIŞMALAR YAŞANMADAN BİR YIL ÖNCE (03.Ağustos.2018) “POLİTİKA İNSAN ÜZERİNDEN YAPILIR!” DİYE UYARMIŞTIM…DİNLEYEN OLMAMIŞTI!!!!! Türkiye’de siyaset ve politikacılar hakkında düşünülenler açısından temel yanlışlıklar var. Halkın ve de aydınların, bunların varlığından haberi bile yok. Hatta politikacılar bile neyin ne olduğunun farkında değil çünkü onların bir çoğu “koltuk” peşine düşmüş insanlar… O zaman politikayı nasıl yapacak ve siyaseti nasıl oluşturacağız? Politikayı yapan insandır. Bu sebeple siyaseti insan faktörü oluşturur. Fikirler ve buna ilişkin eylemler hep insan(lar) tarafından ortaya konulur. İnsan bu konuda iyi değilse nasıl iyi bir siyaset izlesin? Hangi fikri ortaya koysun? Eylemleri ile hedefe ne şekilde ulaşsın? Burada insanın iyiliğinden kastımız; karakterli, kişilikli, şahsiyetli, erdemli, ahlaklı, bilgili, tecrübeli, vatansever, objektif, liyakat ve ehliyetli, milliyet sever hususların top yekün bünyede barındırılmasını ifade eder. İnsanda bunlar yok ise nasıl politika yapacak? Bana diyorlar ki; eleştirilerini ve görüş açıklamalarını insanlar üzerinden yapma! Nasıl yapacağız o zaman? Fikirler yanlış! Politikalar yanlış! Ortaya konulan siyaset yanlış! Uygulamalar yanlış! Ama bunları yapan insanlar doğru, öyle mi? Türkiye’de siyaset açısından bir yanlışı düzeltelim o zaman; eğer bir iş “doğru insan”lar tarafından yapılmıyorsa netice almak imkansızdır. Bunun örnekleri istemediğimiz kadar çoktur. O zaman hatayı; fikirden önce bunu ortaya koyan ve uygulamayı gerçekleştirenlerde aramak gerekir. Herkes üzerine düşeni yaptı ise Türkiye niye siyasi bir açmazdadır? Bunun sebebi insan faktöründe yatmaktadır. Yanlış adamlarla doğru işler yapılamaz! Türkiye halen bir orta çağ karanlığındadır. Aşiret anlayışına dayalı feodal yapılar hüküm sürmektedir…

36 beğeniler, 6 yorumlar1 ay önce