TÜRK SAVAŞ SANATI! “Trump’a hatırlatmadır” Türk Milleti, bir kez daha emperyalistlerin saldırısına uğradı. Yani uzun yıllardır aba altından sopa göstermek marifeti ile yürütülen savaş bugünlerde, gün yüzüne çıktı. Her halde ekonomik savaş denilen bu hadise post modern bir savaş olarak nitelendiriliyor. Madem savaştayız; öyle ise bu savaşı nasıl yürüteceğiz? Öyle değil mi? Bunu bilmemiz lazım! Ya da bizi yönetenler biliyor mu? Ülkeyi yöneten siyasiler, bürokratlar ve askerler mutlaka böyle bir savaş için yıllardır hazırlanıyordur. Bir planları elbette vardır. Benim bildiğim askerlik mesleğinde askerler; devamlı olarak olması muhtemel şeylere karşı planlar yapar, yapılmış planları revize eder veya planları değiştirir. Yani askerlik sanatı savaşmak için tedbir almak ve savaşmak zorunda kalınınca da bunu hakkıyla yerine getirmek olarak tarif edilebilir. Şimdi bir savaşta olduğumuza ve günümüzde savaşların niteliği ve şekli değiştiğine göre ülkeyi yönetenlerin mutlaka bir hazırlığı vardır. Kimse “yahu bu öngörülemez” bir şeydi demesin. Bunu belki benim deme hakkım vardır ama ülkeyi birinci düzeyde yönetenlerin böyle söyleme hakları yoktur. Ancak öyle veya böyle yani öngörüldü veya yönetenlerin çapsızlığı ve basiretsizliği sayesinde öngörülemedi diyelim savaşmıyacakmıyız? Elbette savaşacağız! Çünkü biz Türk’üz… Türk tarih boyunca savaş meydanlarından kaçmamış ve esareti kabullenmemiştir. Bu kezde öyle olacak ve düşmanın gücüne, boyuna, kilosuna bakmadan savaşacağız! Tıpkı gerekirse Çanakkale’de, Yemen’de, Sakarya’da olduğu gibi ölüme savaşarak koşacağız! Vatan, din, iman, bayrak, namus yolunda ölmenin ve çocuklarımıza yaşanabilir bir dünyayı yeniden bırakmanın ülküsü ile belki öleceğiz ama düşmanı da, dünyaya geldiğine pişman edeceğiz. Türk Milletinin hesabı dolarla değildir. Üç kuruş para..

13 beğeniler, 0 yorumlar3 gün önce

YENİ MUHALEFET… Türkiye, yüzyıllardır tekrarlandığı gibi aynen yine ağır sorunlarla cebelleşiyor. Bu sorunlara kalıcı çözümler bulunamamasının ana nedeni; dış güçlerin ve “müesses nizam”ın birlikte üzerinde mutabık kaldıkları; yetersiz, çapsız, gayesiz, menfaatçi ve gayrı milli politikacılara ülkeyi yönettiriyor olmalarıdır. Onun için yüzyıllardır kaderimiz olan sorunlar, günden güne ağırlaşarak devam etmekte ve bize bir türlü yaşamdan tat aldırmamaktadır. Buna karşılık milli kuvvetlerin çabası yetersiz kalmaktadır. Aslında bu yazı bir üçlemenin son yazısıdır. Hatırlarsak, birincisinde, bilinenin veya yaratılan algının aksine politikanın siyaset kumaşına sahip ve doğru insanlar tarafından yapılması gerektiğini anlatmıştım. İkinci yazıda da, iç ve dış güçlerin iktidar ve muhalefeti belirlemede ana unsur olduğuna işaret etmiş, iktidar ve muhalefet oyunlarına dikkat çekmiştim. Hatta ana vurgu olarak da, günümüzde Türkiye’deki iktidarın en büyük destekçisinin muhalefet olduğunu yazmıştım. Eğer politika doğru adamlar tarafından yapılsa ve bu doğru adamlar siyasetin gereği ilkeli ve bilinçli hareket etseler, iktidar yerelde 30 yıla ve genelde 21 yıla doğru evrilmezdi diye hep belirtiyorum. Bir ara Beşiktaş futbol takımı yapılan şikeler yüzünden ligde ikinci olmuş ve buna “şerefli ikincilik” adı verilmişti. Ancak tarih Beşiktaş’ın şerefli ikinciliğini değil şikeyle şampiyon olan takımın adını yazmaktadır. Onun için kimse bana Beşiktaş’ın “şerefli ikinciliği” gibi iktidar olmayı bir türlü yakalayamayan muhalefetin, başarısını veya başarısızlığının bahanelerini anlatmasın! Muhalefetin gidişatında kasıtla yaratılan bir durum vardır. Onun adı da, başarısızlıktır. Yani muhalefet başarısızlık üzerine kurgulanmıştır. Aksi olsaydı, seçim mağlubiyetlerini kabul eden siyasetçiler çekilir, yerlerine gelenler..

20 beğeniler, 1 yorumlar1 hafta önce

İKTİDARIN EN BÜYÜK DESTEKÇİSİ MUHALEFET! Türkiye, 1994 yılından bu yana çoğunlukla Akp’nin belediyeleri tarafından yönetiliyor. 2002 yılından bu yana da, Ankara’da iktidar koltuğunda Akp oturuyor. Hatta bir rejim değişikliğine neden olarak “tek adam” sistemini de, yürürlüğe koydular. Şimdi de, önümüzdeki aylarda yapılacak olan yerel seçimlerde ezici bir sonuç almayı hedef olarak ortaya getirdiler. Bu Akp zihniyeti, yerel yönetimlerde 30. yılına doğru gidiyor demektir. Merkezi iktidarda da, 21.yılına gitmek için halktan onay almış durumdalar. Bu durum karşısında muhalefetin yerel seçimler için bir çalışma başlattığını duyanınız var mı? Onlar da, olağanüstü kurultaylarla meşguller!!!! Bu durum Akp’nin seçim başarıları kadar, karşısında olan muhalefetin de, başarısızlığının açık bir göstergesidir. Ülkenin içinde olduğu ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal ve de dış sorunlara bakarak Akp’nin yerelde ve merkezde başarılı olduğunu söyleyemeyiz. O zaman sadece seçim kazanma başarısı olarak tarif edilecek bu durumun nedenleri olması gerekir. Bu nedenler önem derecesine göre sıralanacak olursa, kontrol altındaki muhalefetin başarısızlığı Akp’nin başarısında en baş faktördür. Yani böyle bir muhalefet varsa iktidara gelmek ve o iktidardan gitmemek çok normal bir sonuçtur… Ülkenin ekonomisi ithalata bağlı bir tüketime endekslenmiştir. İşsizlik tarihi boyuttadır. Sektörel ve kişisel borçlanma rekor düzeydedir. Tarım ve hayvancılık bitmiştir. Ekonomi betona yapılan yatırımlarla döndürülmektedir. Bölücülük azmışta azmıştır. Suriyelilerin yarattığı travma tarif edilecek gibi değildir. Yolsuzluk, adam kayırma, parti yargısı, denetlenebilir olmaktan uzaklaşma korkutucu bir hal almıştır. Toplum psikolojik olarak hasta bir hale düşmüştür. Cinsel istismar, tecavüz, kadın cinayetleri ve kaybolan çocuklar çok ürkütücüdür…

24 beğeniler, 3 yorumlar1 hafta önce

POLİTİKA İNSAN ÜZERİNDEN YAPILIR! Türkiye’de siyaset ve politikacılar hakkında düşünülenler açısından temel yanlışlıklar var. Halkın ve de aydınların, bunların varlığından haberi bile yok. Hatta politikacılar bile neyin ne olduğunun farkında değil çünkü onların bir çoğu “koltuk” peşine düşmüş insanlar… O zaman politikayı nasıl yapacak ve siyaseti nasıl oluşturacağız? Politikayı yapan insandır. Bu sebeple siyaseti insan faktörü oluşturur. Fikirler ve buna ilişkin eylemler hep insan(lar) tarafından ortaya konulur. İnsan bu konuda iyi değilse nasıl iyi bir siyaset izlesin? Hangi fikri ortaya koysun? Eylemleri ile hedefe ne şekilde ulaşsın? Burada insanın iyiliğinden kastımız; karakterli, kişilikli, şahsiyetli, erdemli, ahlaklı, bilgili, tecrübeli, vatansever, objektif, liyakat ve ehliyetli, milliyet sever hususların top yekün bünyede barındırılmasını ifade eder. İnsanda bunlar yok ise nasıl politika yapacak? Bana diyorlar ki; eleştirilerini ve görüş açıklamalarını insanlar üzerinden yapma! Nasıl yapacağız o zaman? Fikirler yanlış! Politikalar yanlış! Ortaya konulan siyaset yanlış! Uygulamalar yanlış! Ama bunları yapan insanlar doğru, öyle mi? Türkiye’de siyaset açısından bir yanlışı düzeltelim o zaman; eğer bir iş “doğru insan”lar tarafından yapılmıyorsa netice almak imkansızdır. Bunun örnekleri istemediğimiz kadar çoktur. O zaman hatayı; fikirden önce bunu ortaya koyan ve uygulamayı gerçekleştirenlerde aramak gerekir. Herkes üzerine düşeni yaptı ise Türkiye niye siyasi bir açmazdadır? Bunun sebebi insan faktöründe yatmaktadır. Yanlış adamlarla doğru işler yapılamaz! Türkiye halen bir orta çağ karanlığındadır. Aşiret anlayışına dayalı feodal yapılar hüküm sürmektedir. Sosyolojik gerçeklerin ve eğitimsizliğin ortaya çıkardığı insan tipi vahim boyuttadır. Türkiye; bırakın dış güçleri, iç güçler tarafından..

29 beğeniler, 2 yorumlar2 hafta önce

MARAŞ’IN BAĞLARI ÖKSÜZ KALDI! Sizlere üç beş yıl evvel Mahir Ağbinin bağından bahsetmiştim. O bağ Maraş’ın en güzel bağı idi ve o bağın bu kadar güzel olmasının nedeni ise Mahir Ağbinin kendisiydi… Yiğit, güzel ve dost canlısı insan, sofrasına oturup yemeğini yediğim insan Mahir Ağbiyi kaybettik… Hem ailesi, hem sevenleri hem de Maraş’ın bağları öksüz kaldı… Ben de, gerçek bir dostu kaybettim… Onun bağında bir akşam Maraş’ın seyrederek yediğimiz yemeği ve sohbeti unutamam… Mahir Ağbi, bağı sağlığında kaptırmadın ya, şimdi sana bütün cennet bağları helaldir… Mekanın cennet olsun, Allah rahmetini esirgemesin ailenin de başı sağolsun… Merak etme, biz dünya vazifelerine devam ediyoruz.. güle güle iyi insan! “MAHİR AĞBİNİN BAĞI… Bugünlerde Evliya Çelebi misali, dünya kazan ben kepçe olarak, Türkiye’yi ve Balkanları dolaşıyorum. Geçtiğimiz günlerde Gaziantep, Kahramanmaraş, Adana ve Ceyhan uğradığımız duraklar oldu. Muhtemelen siz bu satırları okurken, Allah nasip ederse Romanya’da ve Romanya Türkleri ile beraber olacağız. Bu seyahatlerin en önemli amacı; bizlere unutturulmaya çalışılan “BALKAN BOZGUNU”nu 100.Yılında gündeme getirmek ve günümüzde yaşanılanlarla, geçmişte yaşananların benzerliğini ortaya koymak ve de savaş sonucunda çıkan ağır faturayı Türk Milletine anlatmaktır. Ancak bu seyahatler vesilesi ile benim bir dev olarak nitelediğim Türk Milleti’nin uyku konusundaki ısrarını da hayret ve üzüntüyle müşahede ettiğimi söylemek istiyorum. Buna mukabil olarak da haksızlık etmemek için sayıları az da olsa uyanık ve şuurlu Türk evladına rastladığımı belirtmek isterim. Bir de gittiğim her yerin buram buram “Türk” koktuğunu biliniz. Zaten anlatmak istediğim de, budur… Seyahatimizde ilk durağımız Gaziantep oldu. G.Antep, sanayileşme konusunda almış başını gidiyor. Sabahleyin meşhur..

17 beğeniler, 4 yorumlar3 hafta önce