MAKALELER Arşivleri – Özcan Pehlivanoğlu


YUNANİSTAN AYVALIĞA DA, GÖZMÜ DİKTİ?

Eki 16, 2017 | | Say something

 

Türkiye, Yunanistan kurulduğundan beri Kıbrıs istisna, komşusuna karşı hep bir kayıp içinde ve çok ezik bir ülke olarak davranmakta!

Hatta 1897’de gerçekleşen ve bizim pek konuşmadığımız Türk-Yunan Savaşında, Türk Ordusu kesin bir zafer kazanmış olmasına rağmen yine toprak kaybeden Türk tarafı olmuştur.

Yunanistan’ın açık bir şekilde Türk topraklarında gözü vardır ve bunu çok açıkça ifade etmektedir.

Ege Denizi bir Yunan gölüne çevrilmek istenmektedir. En son Ege’de bulunan Türk Adalarının işgali de, bu planın bir parçasıdır. Yunan Başbakanı Çipras, bir F 16 uçağına atlayıp, Ege’deki adalarımız üzerinde turlayarak hem caka satmakta hem de aklı sıra gözdağı vermektedir.

Kıbrıs, Yunanistan tarafından Girit gibi bir oldu bittiye getirilerek ilhak edilmek istenmektedir. Ege’de 1947’ye kadar İtalyanların egemenliğinde olan Rodos, İstanköy gibi bir çok ada Türkiye’nin sessizliği karşısında Yunanistan tarafından elde edilivermiştir. Tıpkı bugün Türkiye tarafından sessiz kalınan 18 adamızın Yunanistan tarafından işgali gibi!

Son yıllarda AKP iktidarı, özellikle hayali talepleri içeren 1936 yılındaki beyanlara dayalı olarak azınlıklara ait vakıf mallarının iadesine karar vererek tek yanlı bir karar aldı. Yunan tarafı bunu zil takıp davul zurna çalarak karşıladı. Ancak karşılığında Yunanistan vede özellikle Batı Trakya’da ki; Türk vakıf malları Yunan hazinesi içinde buharlaşmaya devam etti.

Bütün bunların arkasında Yunanistan ve onun gerçek kurucusu olan İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi olduğu kadar onların destekçisi olan devletler ve Türkiye’deki işbirlikçileri vardır.

Atatürk’ün “melanet yuvası” olarak nitelediği ve Lozan’da “yurt dışına çıkartmaya muaffak olamadık” dediği patrikhane, Türkiye’de cirit atmakta, ayinler ve haç çıkarma törenleri düzenlemekte, cemaatinin olmadığı yerlere metropolitler atamaya devam etmektedir.

Yunan “Megola İdea”sı, Patrikhane tarafından ortaya konmuştur. Türkiye ve Türklere karşı olan bu proje ABD, Avrupa devletleri, Rusya ve İsrail tarafından desteklenmektedir. Bugün Yunanistan tarafından Türkiye’ye karşı yürütülenler de, bu proje kapsamında gerçekleştirilmektedir.

Ancak genel plan ve hedefleri, ısrarla Türk Milletinden gizlenmektedir. Konu, Türk Milletinin önüne ya Kıbrıs, ya Batı Trakya, ya Türk Adalarının işgali gibi sanki birbirinden ayrı münferit konularmış gibi getirilmektedir. Oysa biz bu planı ve hedeflerini bir bütün olarak görmeliyiz.

Türkiye, 1800’lerin başından itibaren kiliselerle donatılmıştır. Özellikle Rum Ortodoskların yaşadığı yerleşim birimlerine, Avrupa’dan geldiği söylenilen paralarla kiliseler yapılmıştır. Şimdilerde de, bu kiliseleri ve Rumlardan kalma binaları ihya etme dönemidir. Ayrıca Rumlar, Patrikhane öncülüğünde gayrımenkulleri geri talep etme hazırlığı içindedir.

Bunlar için seçilen bölgelerden biri de, Ayvalık’tır. Bildiğiniz gibi Ayvalıklı papaz İkonoma, ne yaptığını bilmez Osmanlı idaresinden 1773 yılında bir özerklik belgesi almış ve buna dayanarak Ayvalık’tan Türk varlığını temizlemeye kalkmıştır. Bu durum Cumhuriyet kurulana kadar fiilen devam etmiştir.

Bugün aynı mihraklar yerli işbirlikçileri eli ile Ayvalık üzerinde aynı hayali görmeye devam etmektedir. Patrikhane, tarihte olmamasına rağmen kısa bir süre önce Ayvalık Metropolitliği ihdas etmiştir. Patrikhaneye bağlı din adamları Ayvalık’ı komşu kapısı haline getirmiştir. Başta Rahmi Koç, Muhtar Kent olmak üzere tanınmış iş adamlarımız kiliselerin ve şapellerin ihyası için destek olmaktadır. Ayvalık’ın herkes için bir “açık şehir” olarak kabul edilmesi uzun süredir dillendirilir olmuştur. Nedir “açık şehir” olmak? Herkesin gelip yerleşebileceği bir yer olmasıdır, Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümranlık alanından çıkması demektir. Türk olanların 1773-1923 arasında olduğu gibi Ayvalık’tan gitmesi demektir…

Kıbrıs’a, işgal edilen Türk adalarına, Batı Trakya’ya, kıta sahanlığı meselesine baktığınız gibi başta Ayvalık olmak üzere Türkiye’nin değişik köşelerinde bu patrikhane ve onun yerli işbirlikçileri ne yapıyor diye dikkatle bakın! Ama tabii ki, öncelikle Ayvalıklılar dikkatle baksın yada kimin bölgesinde benzer oyunlar oynanıyorsa onlar uyanık olsun ve birbirimizi uyaralım! Yoksa bir sonraki, aşamada Yunan Başbakanı Çipras, F 16’sına atlar Ege’de ki, topraklarımız üzerinde hava atmaya başlar!

Biliyorsunuz Türk Milleti, Noradunkyan Efendi gibi dış işleri bakanlarının savaş çıkmayacağından adları gibi emin olduklarını belirtmelerine rağmen kısa sürede savaşın çıkması sonucu vatan kaybetmiş bir millettir. Biz Yunanistan’ın ve onun gerçek yöneticisi olan patrikhanenin Ayvalık’a göz diktiğinden adımız gibi emin olduğumuzu ve yerli işbirlikçileri ile saman altında su yürüttüklerini sizlere sunalım da, gerisi size ve görevimizi yaptığımız için Allah’a kalmış olsun…

 

Özcan PEHLİVANOĞLU

ozcanpehlivanoglu@yahoo.com

https://twitter.com/O_PEHLIVANOGLU

BUGECE ULUSAL KANAL’DA CANLI YAYINDAYIM!..

Eki 9, 2017 | | Say something

 

09 Ekim 2017 Pazartesi (bugün) saat 20.00 – 22.15 arası Ulusal Kanal’da canlı yayın konuğu olacağım. Güncel konuların değerlendirileceği programı izlemenizi dilerim.

 

Av. Özcan PEHLİVANOĞLU

Rumeli Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi

 

Ulusal Kanal Yayın Frekansları:

 

Uydu                    (1/3) Türksat 2A-3A

Frekans                               11096.0 Mhz

Sembol                30.000 Kbps

Polarite                               Dikey (V)

FEC                        5/6

 

D-SMART            89.KANAL

KABLO TV           40.KANAL

BULGARİSTAN’DA “KOŞUKAVAK PANAYIRI”NDAYIZ!!!

Eki 6, 2017 | | Say something

 

Yolumuzu bilerek ve kasden kaybedilmiş Türk yurtlarına çeviriyoruz, Allah’ta nasip ediyor, bizde gidiyoruz…

Bu seferde Türklerin ezici bir nüfus çoğunluğuna sahip olduğu Bulgaristan’ın Koşukavak’ına gittik, geleneksel panayırına katıldık ve köylerini gezmeye başladık…

100 yıl önce terk ettiğimiz bu topraklarda her şey buram buram Türk kokuyor…

Biz geldik ve bu havayı teneffüs ettik diye çok mutluyuz… Sizde her Ekim ayının ilk haftasında düzenlenen bu panayıra katılmaya çalışın.

Görerek ilk anlayacağınız şey bizim Trakyamız ile Yunanistan ve Bulgaristan topraklarının aynı kültür coğrafyasından ibaret olduğudur… Ve bu kültür Türk kültürüdür.

Hayat paylaşınca güzel oluyor.. Ben de öyle yaptım… Bulgaristan’daki soydaşlarınızdan gönül dolusu selamlar var…

Özcan PEHLİVANOĞLU

UNUTULAN TÜRKLER!

Eyl 21, 2017 | | Say something

Kerkük

 

“KERKÜK’Ü UNUTMADIK! KERKÜK TÜRK KALACAK”

 

Bu yazıyı yaklaşık 10 yıl önce yazmışım. Türklerle ilgili gerçekler aynen olduğu gibi bugünde önümüzde duruyor. Şimdi Türkmeneli’nden, Kerkük’ten bizi temizlemeye çalışıyorlar. Ne kadar direneceğimizi hep beraber görececeğiz. Dilerim ki, yine bir tarih yazarız… Mesele biter mi? Tabii ki, hayır! Sırada Ege’deki adalarımız, Rodos, Batı Trakya, Doğu ve Batı Balkanlar, Kırım, Doğu Türkistan ve “var oğlu var” bir çok ilimiz var. Allah Türk Milletinin yar ve yardımcısı olsun.

 

Türk Milleti, üzerine oynanan oyunlar sebebiyle akşam yediğini unutur vaziyettedir.

Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından ibaret değildir.

Türkiye Türkleri, uzun yıllar, uygulanan karartma politikası yüzünden, kendilerinden başka Türk olabileceğini düşünememişlerdir.

Oysa yeryüzünde, Çin Seddinden Adriyatik’e, Avrupa’dan Amerika, Avustralya ve Afrika’ya kadar büyük bir coğrafyada sayısı 300 milyona ulaşmış olan büyük bir millet yaşamaktadır.

Üçyüz milyonluk bu büyük insan kitlesini; birbirine unutturmak ve kucaklaştırmamak için bir çok oyun sahneye konmuş ve halende konulmaya devam etmektedir.

Dış güçler ve onların işbirlikçisi yerli ihanet çeteleri, Türk denilince hemen hafife ve alaya almaya başlar, biraz ısrar etseniz sizi hayalci diye nitelendirir, pes etmediğinizi görünce de “ırkçı faşist” damgasını yapıştırıverirler.

İnsanın milletini sevmesi ve uzak düştüğü kardeşini düşünmesi, araması, yardımına koşması suçmudur?

Günümüz de bir çoğu, medyanın köşebaşını tutmuş olan, 1980 öncesinin Maoist denilen dönek solcuları, komünizm baskısı altında ezilen Kırım Türkleri lideri Mustafa Cemiloğlu‘nun bir hayalden ibaret olduğunu, aslında böyle bir kişinin hiç yaşamadığını ve Türk Milliyetçileri tarafından uydurularak yaratıldığını anlatıp durdular.

Yıllar sonra Mustafa Cemiloğlu ile aynı masada otururken kendisine bir hayal ile oturduğumu fakat bu hayalin gerçeğe dönüşmesinden dolayı çok mutlu olduğumu ifade ettim.

Bize yalan söylemişlerdi. Kırım Türkleri varolmak için mücadele ediyor ve liderliklerini de Mustafa Cemiloğlu yapıyordu.

Bu zevat bize halen yalan söylemeye devam ediyor.

Hepsi AB, ABD, İsrail ve sahipleri kimse onun yardakçılığına soyunmuş vaziyette.

Tek görevleri var: Türk Milletini aldatmak.

Bahadır Selim Dilek isimli bir gazeteci “Ege’nin Unutulan Türkleri” adında bir kitap yazdı. Çok güzel bir çalışma.

Ancak sadece Ege’de unutulan Türk yok. Dünyanın dört bir köşesinde unuttuğumuz milyonlarca Türk ve kendini Türk gibi gören insan var.

Bahadır Selim Dilek‘i arayıp çalışmasından dolayı tebrik ettim. Biraz sohbet edince bana yerini ve adını, her Türk’ün başına bir şeyler geldiği ve bizimde yardım için elimiz uzanamaz diye belirtmek istemediğim, Ortadoğu’da bir Türk köyünden bahsetti.

II.Abdülhamit bu köyü Girit Adasından o bölgeye topluca gönderip iskan etmiş. Türkçe ve Rumca’dan başka bir dil konuşmuyorlar.

Bu satırları onlar ve onlar gibi bir köşede bıraktığımız insanlarımız için yazmak istedim.

Ne çok insanımızı yalnız bırakıyor ve unutuyoruz!

Oysa nerede bir Türk yaşıyorsa, onu bulup, onunla ilgilenmeliyiz.

Bu sebeble nerede ve ne kadar Türk yaşıyorsa acilen bir envanter çıkartılmalı ve elimizde faydalanacağımız böyle bir kaynak bulunmalıdır.

Birisi kalkıp bize, nerede ve ne kadar Türk yaşıyor, bunlar hangi adla biliniyor yada hangi boya mensup, inançları nedir diye sorsa, vereceğimiz bir cevap mualesef yok.

Biz; Osmanlı – Türk İmparatorluğunun hem bakiyesi hem mirasçısıyız.

Türk olanlar ve Türk gibi görülenler yada kendini Türk gibi görenler bizim özbeöz kardeşlerimizdir.

Bu nedenle kimseyi unutmaya ve yalnız bırakmaya hakkımız yoktur.

Ancak küresel güçler bazı milliyetleri öne çıkartırken bazılarını da unutturmaya çalışmaktadır.

Küresel sermaye baronlarının, çıkarlarının olduğu bölgelerdeki etnik ve dini azınlıklar daima ön planda tutulmaktadır.

Irak’ta Kürtler, Balkanlarda Arnavutlar, Rusya’da Çeçenler(güncel olarak Abhazlar ve Osetler), Çin’de Uygur Türkleri buna iyi birer örnektir.

Küresel güçlerin çıkarının olmadığı bölgelerdeki azınlıklar ya tamamen görmezden gelinir, yada unutulur, unutturulur. Tıpkı Rodos ve İstanköy’de bugün sayıları 3-5 bin arasına düşmüş olduğu tahmin edilen Türk azınlık gibi.

Günümüzde Yunanistan’a ait Oniki Ada’da varlığını korumaya çalışan bu bir avuç Türk; susturulan ve hakları gasp edilen, unutulan, unutturulan milyonlarca Türk arasındaki yerini alıyor.
Onlar; dünyanın dört bir köşesindeki diğer unutulan Türkler gibi ne Ankara’nın ne de Avrupa Birliği’nin gündemindeler.

Ankara-Brüksel arasındaki temaslarda konu başlığı bile değiller. Yani yok sayılıyorlar.

Bizim unuttuğumuzu veya görmezden gelerek yok saydığımızı, bizim dışımızdaki dünya niye hatırlayarak ortaya çıkarsın?

Bizi birbirimize unutturmalarının altında yatan sebebin, Türk Milletini tarih sahnesinden silmek olduğu çok açıktır.

Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, babası Abdurrahman Kaymakçı‘nın başından geçen olayı anlatırken aslında Türklerin birbirine unutturulmasının nedenini de açıklamış oluyor.

Yıl 1921, yer Rodos: Dimitri, arkadaşı Abdurrahman ile şakalaşırken aniden kulağını yakalar ve çekmeye başlar. Ardından nedenini açıklar; “Bre Türko, Yunan Orduları şimdi Polatlı önlerinde, Ankara yakında düşecek. Kemal’in (Atatürk) kulağına yapışacağız ve işini bitireceğiz. Sıra sonra size de gelecek.”

İşte bizim unuttuğumuz Rodos Türkleri’nin Yunanlılar tarafından bizden görüldüğüne dair çok güzel bir örnek. Sen unut ama Rum unutmasın!..

Türk Milleti kendisinden bazı gerçekler gizlenmek suretiyle birbirinden uzak tutularak tarih boyunca zayıflatılmaya çalışılmıştır.

Güçsüz ve çaresiz bırakılmış bulunan Türk Milleti, yaşadığı coğrafyalar üzerinde soykırım ve katliamlara maruz kalarak son üçyüz yılda 150 milyon insanını kaybetmiştir.

Azerbaycan Eski Devlet Başkanı Ebufeyz Elçibey‘in “Türk’e Türk’ü tanış etmek gerektir” dediği gibi yaparak Türk’ün ortak tarihini yeniden yazmalıyız.

Unutulan ve unutturulan Türkleri bulup tanış olmak bunlardan dolayı bizim için en büyük görevlerden biridir.

 

Özcan PEHLİVANOĞLU

Rumeli Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi (RUBASAM)

 

9 EYLÜL ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ!..

Eyl 9, 2017 | | Say something

9 Eylül

Bugün 9 Eylül 2017… Mustafa Kemal Atatürk’ün komutası altında Türk Ordusunun düşmanı tabiri caiz ise denize dökerek “Güzel İzmir”i düşman işgalinden kurtarışının 95.yıldönümü!

Türkler açısından çok önem arz eden bir gün. Çünkü Anadolu topraklarında 15 Mayıs 1919’dan 9 Eylül 1922 tarihine kadar başımıza gelmedik melanet kalmamıştır.

Günümüzde bunların farkındamıyız? Elbette bir çok mesele de olduğu gibi bunları da, bilmeyiz. Bize bunları, gizli bir el öğretmemiştir.

Ancak sözlü tarih denilen bir olgu nedeni ile Ege bölgemizin yaşlıları, başlarına gelenleri ve olan bitenleri evde, kahvede, sohbette, muhabbette daima anlatıp durmuşlardır.

Onun için başta İzmir olmak üzere tüm Ege; Atatürk’e ve Türk Ordusuna kalben büyük bir samimiyetle bağlıdır. Gericiliğe, yozluğa, yobazlığa ve düşman seviciliğe karşıdır. Ruhsal genetikleri sebebiyle yeniden başımıza bir şey gelirse, düşmanı tekrar denize dökmeye hazırdır.

Düşman bugünde olduğu gibi sadece Yunan değildir. Onlarca yıl süren plan ve hazırlıklardan sonra 15 Mayıs 1919’ta Yunan askeri; yüzlerce İngiliz, Amerikan, Fransız ve İtalyan gemilerinin refakatinde ve korumasında İzmir’i işgale başlamıştır.

Yaklaşık üç buçuk yıl sonra bir 9 Eylül günü, bu Yunan Ordusu ve kendi ülkesine ihanet eden Rumlar İngiliz gemilerine binerek kaçmışlardır.

Bugünde Ege’deki Türk Adaları; ABD, İngiltere, İsrail, Almanya ve Rusya gibi ülkelerin yönlendirmesi ve isteği üzerine Yunanistan tarafından yerli işbirlikçilerin suskunluğu ile tıpkı Midilli gibi pervasızca işgal edilmektedir. Şimdi siz Midilli’nin işgalini hatta Girit’in verilişini de bilmezsiniz değil mi?

9 Eylül bunları hatırlattığı için önemlidir. Öleceğini bildiği halde direniş ateşini yakan Hasan Tahsin’i, Türk bayrağını yeniden İzmir valilik binasına diken Yüzbaşı Şerafettin’i ve çıplak ayakla, aç bilaç, yorgun argın ama ruhundaki mücadele azmi ile İzmir’e koşarak değil adeta uçarak giren Türk askerini hatırlattığı için önemlidir.

9 Eylül; ihaneti içselleştirmiş yerli işbirlikçilerin durdurulduğu gün olarak önemlidir. Vatanın özgürlüğü ile işgali arasındaki mukayeseyi istemiyerekte olsa yapmak zorunda kalmış olan Türk Milletinin, istiklalin ne demek olduğunu bir kez daha anladığı gün olarak önemlidir.

9 Eylül’ün ifade ettiklerini ve o günün ortaya çıkardığı “9 Eylül Ruhu”nu bir kaç kelime ile anlatmanın elbette aczi içindeyim. Olsun yine de hatırlamak ve hatırlatmak istedim. Sarı Paşa’mı ve onun yılmaz neferlerini anmak istedim.

9 Eylül sadece İzmir’lilere değil, Türkiye’nin dört bir köşesinde ve tüm Türk Dünyasında aklı ve yüreği benim gibi atan herkese kutlu ve aydınlığa ulaşmak için zihinlerdeki prangaların kırıldığı gün olsun.

 

Özcan PEHLİVANOĞLU

ozcanpehlivanoglu@yahoo.com

https://twitter.com/O_PEHLIVANOGLU

BİR 6-7 EYLÜL KARŞILAŞTIRMASI!…

Eyl 7, 2017 | | Say something

Türk Olmak 1

Bugün 7 Eylül ve Türkiye’de Türklere ait olmayan medya “6-7 Eylül” olaylarını “kara leke” olarak ilan etmiş durumda. Diğer yandan da, Ermeni meselemizin istismarcıları yine soykırım yalanları peşinde! Kimse sormuyor, karşılıklılık mı yani mütekabiliyet var mı diye…

Kardeşim sen yaparsan benim elim armut mu, toplayacak? Elin adamı kırk bin tane film çevirerek Türk vatanı Balkanları elimden almış, sen de suçlu benmiymişim gibi bir de bana algı operasyonu yapıyorsun. Yok öyle yağma!

Ben Rum’a, Ermeni’ye, Yahudi’ye, Süryaniye ve Türk Milletinden gördüğüm herkese birinci sınıf vatandaş muamelesi yapmışım. Ya o, ne yapmış? Beni yani Türk’ü ve Türk devletini sırtından vurmuş… Bak sen 6-7 Eylül’e “kara leke” dersen, ben de sana 29 Ocakları hatırlatırım. Belki senin 29 Ocakları hatırlamak işine gelmiyordur ama olsun ben yine de, hatırlatayım.

Türk Milleti, tarihi sorunlar içinde boğuşup duruyor  ve bu sorunların içinden akıl ve bilgi yolu ile değil de, yumurta kapıya geldiğinde kaba kuvvet ile çıkmaya çalışıyor.

Vereceğimiz örnekte bunun bariz bir göstergesi…

Sizlere bir “6-7 Eylül” ile “29 Ocak” karşılaştırması yapmak istiyorum.

Çoğunluğunuzun 6-7 Eylül olaylarından haberdar ama buna karşılık 29 Ocak’tan pek bir bilginizin olmadığı malumumuz!

Halbuki, 6-7 Eylül olaylarının üzerinden 61 yıl geçmiş iken, 29 Ocak olaylarının üzerinden sadece 26 yıl geçti. Yani demek istediğim şu, 6-7 Eylül olayları meydana geldiğinde yaşayanların büyük bir kısmı öldü ve çoğunluğumuzda henüz doğmamıştık bile…

Ancak çoğunluğumuzun fiilen yaşadığı 29 Ocak 1988-1990 olaylarını, bırakın unutmayı duymadık bile ama buna karşılık 6-7 Eylül olayları film şeridi gibi önümüzde duruyor.

Gizli bir elin, bizi 29 Ocak olaylarından habersiz bırakırken, 6-7 Eylül olaylarını pişirip pişirip önümüze getirdiğini görüyoruz. Bunda da çok başarılılar.

Çünkü en basit bakış açısı ile 6-7 Eylül olayları Türkiye’de, 29 Ocak olayları Yunanistan’da oldu.

29 Ocak olaylarında Batı Trakya Türklerine verilen maddi zararın boyutu, 6-7 Eylül’de meydana gelen olaylardaki zarardan büyüktü.

Fikirlerinin tamamı yakınına katılmasam da Prof. Dr. Baskın Oran bile; 29 Ocak olayları ile 6-7 Eylül’ün bir çok benzerlikler gösteren kitlesel bir saldırı olayı olduğunu belirtiyor.

O dönem, İstanbul’daki Patrikhane’nin başındaki zatın muadili olan İskeçe Müftümüz rahmetli Mehmet Emin Aga ve daha birçok kişi öldüresiye saldırıya uğradı ve müftümüz günlerce Türkiye’de GATA’da tedavi gördü.

Şimdi size soruyorum; Patrik efendi Bartholomeos Türkiye’de böyle bir saldırıya uğrasa, dünya üzerimize çullanır mı, çullanmaz mı? Biz buna karşılık ne yapmışız, 29 Ocak’lardan Türk kamuoyunu habersiz bırakmışız! Rahmetli Mehmet Emin Aga’nın başına gelenleri anlatmamışız.

29 Ocak’ları hain aydın tipi bilmez ama kendine Türk Aydını yakıştırması yapanlarda bundan pek bir habersizdir. Siyasetimizi ise hiç sormayın, biz Türkler o cephede zaten perişan haldeyiz!

Peki olaylar bittikten sonra ne oldu? Türkiye, 6-7 Eylül olaylarında meydana gelen hadiselerden doğan zararı tazmin etti ve gereken tedbirleri aldı. Yunan tarafı ise Batı Trakya Türklerine karşı uyguladığı insanlık dışı politikaları aynen sürdürüyor.

Ne yazık ki; Yunanistan’daki Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının “29 Ocak Milli Direniş Günü” adını verdiği bu günü yaratan koşullar, günümüzde de devam etmektedir.

29 Ocak 1990’dan sonra Yunanistan’da ne oldu derseniz; Yunanistan asimilasyon politikalarına devam etti, 60.000’nin üzerinde Batı Trakya Türkünü hukuka uygun olmayan bir şekilde vatandaşlıktan çıkardı ve en önemlisi Türk Dünyasında bir yıldız gibi parlayan Batı Trakya Türklerinin lideri Dr. Sadık Ahmet’i planlı bir trafik kazası ile şehit etti.

Durmadı, Türkiye’ye; Ruhban Okulunu aç, Patrikhanenin Ekümenikliğini tanı, vakıf mallarını iade et, Kıbrıs ve Ege’deki taleplerimi karşıla diye baskı yaptı. Yetmedi Pkk’ya kamplar açtı ve askeri – diplomatik destekler verdi. Şimdi de Ege’deki  Türk Adalarını işgal etmeyi sürdürüyor!

Biz bunlara karşı ne yaptık! 29 Ocak olaylarını konuşamadık bile…

Türkiye ile Yunanistan arasında sorunlar vardır ve olacaktır da… Ancak biz, bu sorunları bilmeli ve tedbirlerimizi ona göre almalıyız. Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığını asla yalnız bırakamayız ve bırakmamalıyız. Çünkü onlar bizim için inanılmaz çileli bir hayat sürüyor ve her 29 Ocak’ta “Biz Türküz” diye haykırıyorlar.

Buradan Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığına sesleniyorum: “29 Ocak Milli Direniş Günü”nüz kutlu olsun. Unutmuyoruz ve unutturmayacağız!

 

Özcan PEHLİVANOĞLU

ozcanpehlivanoglu@yahoo.com

https://twitter.com/O_PEHLIVANOGLU

KURBAN BAYRAMINIZI TEBRİK EDERİM…

Ağu 31, 2017 | | Say something

Özcan Bey Kurban Bayramı

Bayram olunca, onca olumsuzluğa ve hayatın cilvesine rağmen insan iyi şeyler söylemek ve dilemek istiyor. Dini bayramların zaten ilahi bir yönü de, var.

Bazen Türkiye’de ve İslam coğrafyasında yaşananlara bakıyorum da, içim kararıyor. Ben Müslümanım ama Allah sanki bizden akıl dahil bir çok şeyi esirgemiş diye düşünüyorum. Her halde dinimizi hakkıyla yaşamıyor olmamızdan kaynaklanıyor. Yoksa saymaktan hicab duyduğum onca kötülüğü yapabilirmiydik?

Neyse bu günler bayram! İyi şeyler konuşmak lazım. Ancak pandomim (!) yapmadan.

Bayram günleri ve sonrası aramızda sevgi, hoşgörü, anlayış ve dostluklar artsın. Hesapsızca kucaklaşalım! İnsanlık Alemine barış, huzur ve güven gelsin. Hanenize mutluluk, sağlık ve başarılar dolsun. Hayırlı bir ömür sürün. Bayram kalbinize en güzel duygu çiçeklerini açtırsın.

Bu duygu ve düşüncelerle, Kurban Bayramınızı tebrik ediyor, size ve ailenize arzu ettiğiniz tüm güzelliklerin nasip olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum…

Selam ve saygılarımla.

Özcan PEHLİVANOĞLU

AĞUSTOS NUTKUM !

Ağu 26, 2017 | | Say something

Özcan Bey 30 Ağustos

 

Bu nutku her halde yıllar önce yazdım, şimdi yine Türk’ün zafer günleri gelip çatınca bari bende bir şeyler söyleyeyim dedim. Ama değişen bir şey olmadığı için söyleyecek yeni bir şey de yok!!!

Oyunlar hep aynı oyun! Aktörlerin ise karakterleri kardeş! Bunun için ben de artık bunları ezberledim. Anlayacağınız her şey çok yavan geliyor. Çünkü Türk, yüzyıllardır aynı şeylerle cebelleşiyor…sanki bütün bunlar kader olmuş!

Olsun ben yine de, şanlı ecdatın mümtaz ruhunu anmak için tekraren, “Ağustos Nutkum“u sizlerle paylaşayım ve şehitleri, gazileri minnetle anayım! Belki yeni bir Mustafa Kemal‘in, Alparslan‘ın, Fatih‘in ortaya çıkışına bir nebze olsun vesile oluruz. “30 Ağustos Zafer Bayramı” Türk Milletine kutlu olsun.. 

Türk Milleti için Malazgirt’ten Dumlupınar’a zaferlerle dolu bir haftaya giriyoruz. Onun için hem bu zaferleri ve ecdatı anmak hem de içinde bulunduğumuz duruma bazı saptamalar yapmak istiyorum.

Biliyorsunuz, Atatürk’ün söyleyip söylemediği üzerinde büyük tartışmalar kopartılan ama içeriğinin Türk Milleti ve gençliği için yüzde yüz doğruları içeren bir “Bursa Nutku” vardır. İçeriği itibarı ile işine gelmeyenler, bu nutku yok saymak için ellerinden geleni yaparlar.

Sadri Maksudi Arsal, Türk Milletini yönetenlerin bazı devrelerde milli şuurdan uzaklaştıklarını ve öz değerlerden uzaklaşıldıkça da, devlet ve millet için tehlikeli sonuçlar doğduğunu ifade etmektedir.

Bugünde milli değerlerden uzaklaşılmıştır ve Türk Milleti, gelişmelerin doğuracağı tehlikeli sonuçlarla karşı karşıyadır.

Bu nedenle, sadece hamaset yaparak zaferlerle övünülmemeli, içinde bulunduğumuz durum iyi yorumlanmalıdır. Zaferler elde eden bir ecdatın çocukları olarak, içine düştüğümüz bu durumdan, biraz gayret biraz akıl ile çok kolay çıkabileceğimiz halkımıza anlatılmalıdır.

Büyük Önder; Bursa Nutku’nda; Türk Gencini inkilabın ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisi olarak tanımlamaktadır. Türk Gençliği, şimdi böyle bir şuur ve vazife idraki içindemidir? Değilse derhal yeniden görevlerini yapmak üzere vazife başına getirilmelidir.

Devamla ne diyor Atatürk; gençlik inkilapları ve cumhuriyeti “… güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve davranış duydu mu “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendini koruyacaktır.”

Şimdi benim Ağustos Nutku ile durum nasıl gelin bir bakalım. Türk Milletine ve Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı büyük bir kıpırtı vardır. Türkiye’nin polisi var ama bu polis cemaatçi, Menzilci, alevici, sünnici vs. diye bölünmüş. Biri diğerini tutmak için operasyon üstüne operasyon yapıyor. Jandarmanın, pkk’lının heykeli dikilirken haberi bile olmamış(!) Türk Ordusu, başına çuval geçirilir, kışladan bayrak indirilir, asker küfür kafir taşla sopa ile kovalanır, komutanları hapislerde sürünür bir durumdadır. Ya adliyesi, mahkemeleri yargıtayı, danıştayı, sayıştayı, Anayasa Mahkemesi ne durumdadır derseniz onu da söylemeyeyim. Mahkeme kapısına düşmekten gerçekten çok korkarsınız. Adeta hukuk mu, yoksa bir korku  masalı mı diyesiniz gelir. Yani hukukun milletin hakkını koruyacak mecali yoktur. Tıpkı görevinin farkında olmayan Türk Gençliği ve Türk Milleti gibi.

Diyelim ki; gençlik bu işin farkında, o zaman ne yapacak?

Mustafa Kemal; inkilapları ve cumhuriyeti koruyan gençliğe: “polis gelip asıl suçlulara bakmaksızın suçlu diye onu yakalayacaktır. Mahkeme yargılayıp onu hapse de atacaktır. Ama Türk Gençliği polise yalvarmayacak, haklı ve suçsuz olduğu için kayırılmasını istemeyecektir. Ve mücadelesine yılmadan ve yorulmadan devam edecektir.” diye yol göstermektedir.

Mustafa Kemal veya her kimse bu günleri görüp “Bursa Nutku”nu yazmış. Ancak nutukta yazılanlardan anlaşılıyor ki; bu günler öngörülmüş ve Türk Milleti uyarılmak istenmiştir. İyi de yapılmıştır. Yoksa bugün neyin nasıl olduğunu nasıl görecektik?

Türk tarihinin emsalsiz zaferlerini andığımız bu günler de görüyoruz ve anlıyoruz ki; Türklerin sahip oldukları ruhsal arazlar nedeni ile Türk tarihindeki emsalsiz büyük başarılar beklenen ve istenilen sonucu vermemiştir. Bir neslin fedakarlığıyla kazanılanlar sonraki nesiller tarafından bugün olduğu gibi israf edilmiştir. Bir devrede kuvvetli kahramanlar ve aydınlar yetişmiş, sonra gelenler onların getirdikleri ile geçinip, sahip oldukları birikimi bir mirasyedi gibi tüketmişlerdir.

Gün bu gidişatı yani zaferler kazanan ecdatın mirasını, Yunanlılara terk ettiğimiz adalar ve Işid’e terk edeceğimiz söylenilen Süleyman Paşa Türbesi ve bir çok örnekte olduğu gibi afiyetle yiyip bitirme günü değildir. Aksine gelecek nesillere sağlam ve güçlü bir miras bırakma günüdür. Bu vesile ile bize zaferler armağan eden ecdatı rahmetle anıyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bursa Nutku”nu tekrar ediyor, kendi “Ağustos Nutku”mu da böylece sizlere arz ediyorum.

 

Özcan PEHLİVANOĞLU

ozcanpehlivanoglu@yahoo.com

https://twitter.com/O_PEHLIVANOGLU

 

DEMOKRASİ TRENİ YOLA ÇIKIYOR!..

Ağu 2, 2017 | | Say something

IMG-20170723-WA0002.jpg 1

 

Uzun zamandır içimden kalem oynatmak gelmiyor. Yaşananlara, yazıp çizilenlere, siyasetin kokuşmuşluğuna bakınca zaten nasıl gelsin diyorsunuz. Olan bitene bakıp karamsar olmamak elde değil…

Ancak bu ortamda bir cenah var ki; orada yozlaşma, kokuşmuşluk ve ihanet büyük prim yapıyor!

Tekrar edeceğim ama bu cenahın nihai amacı Türk devletini yıkarak Türklüğün hükümranlığına son vermek! Uygulamalar gören gözlere, düşünen akıllara bunu çok açıkça belli ediyor.

Bu ister istemez toplum içinde onca baskıya rağmen bir “kendiliğinden mukavemet” oluşturuyor.

Demokrasi rafa kalkmış, yargı emirle hareket eden bir “parti yargısı”na dönüşmüş, toplumsal direnç noktaları örselenmiş ama yine de insanlar bu durumdan bir çıkış arayışı içindeler…

Eskiden “daha fazla demokrasi” diyen insanlara acayip kızardım. Ancak demokrasimizin eski günlerini bile arar oldum. O kör topal işleyen çok partili demokrasimiz burnumda tüter oldu.

Türkiye, milli olmayan insanlardan ve milli olmayan iktidarlardan çok çekti. Türk Milletine ve Türkiye Cumhuriyeti’ne verdikleri zararları ancak bir “mutlak restorasyon” döneminde telafi etmek mümkün olabilir.

Başarılabilir mi? Evet, başarılabilir. Toplumda oluşan ve “kendiliğinden mukavemet” çabasına ilişkin arzu ve talepler, bize bunun mümkün olduğunu gösteriyor.

İçinde bulunduğu zorluklardan çıkış için çare arayan Türk toplumu, bu iş için kendine bir lider de bulmuş durumda. Onun da adı; Meral Akşener

Özellikle altıncı hisleri çok kuvvetli olan kadınlar ve gelecek endişesinden bunalan gençler, Meral Akşener’i içinde bulundukları buhrandan çıkış için önlerine koymuş durumdalar… Bildiğim kadarı ile o da, bir siyasi parti kurarak toplumun yeni arayışlarına bir cevap verme hazırlığında.

Yani “daha fazla demokrasi”, “adil yargı”, “hukukun üstünlüğü”, “aş ve iş”, “devlet kapısında kayırmacılık, yolsuzluk ve israf son bulsun”, “milli dış politika”, “memlekette huzur ve güven” isteyenler; Meral Akşener liderliğinde, yeni bir demokrasi trenini sefere çıkarmaya hazırlanıyorlar.

İlgi müthiş! Daha dün beni, Samsun, Sakarya, İzmir, Ankara, Gümüşhane gibi beş değişik ilden arayarak ne olup bittiğini sordu insanlar. Kendi partilerinden ümidini kesenler Kocaeli, Bursa ve Kastamonu gibi illerde istifalarla, Meral Akşener’i desteklediklerini açıklamaya başladılar.

Bu gelişmeler karşısında elbette bazı kişiler ve güçler, Türk Milletinin bu umudunu yok etmeye çalışacaktır. Toplumda fısıltı gazetesi çalışmaya başlamıştır. Hatta çok fazla Atatürkçü ve cumhuriyetçi kesilenler bile hayali senaryolar üretmeye başlamıştır. Hiç birine aldırış etmiyorum. Çünkü siyasetin kendine özgü kuralları ve dinamikleri vardır. Artık Meral Akşener’in Türkiye’nin bütün illerinden hareket ettirdiği “demokrasi treni” yola çıkmış olup Ankara’ya eskisinden çok daha yakındır…

Ülkem ve Türk Milleti adına yeniden heyecanlı ve ümitliyim. Yeni bir başlangıçla, yığılmış sorunlardan kurtulmak ve ağır yükümüzü hafifletmek mümkündür. Öyle ise bizim için sefere çıkan Meral Akşener’e destek olmak, ona cumhurbaşkanlığı yarışında ipi önde göğüsletmek ve böylece Türkiye’ye nefes aldırmak için çalışmak benim için bir yurttaşlık görevi!

Gelin demokrasi, hukuk, adalet, güven, huzur ve refah diyen; seksen milyon vatandaşı dil, din, mezhep, kadın, çocuk, yaşlı, genç, köylü, işçi, memur, emekli, öğrenci demeden kucaklayan bu “demokrasi treni”ni menziline ulaştıralım ve bunun içinde ortaya çıkmış olan bir yiğit kadını yalnız bırakmayalım!

Yolun açık olsun; Meral Akşener!

 

Özcan PEHLİVANOĞLU

ozcanpehlivanoglu@yahoo.com

https://twitter.com/O_PEHLIVANOGLU

BİR DÜĞÜN HİKAYESİ; ADEM HOCAYI EVLENDİRDİK!

Tem 24, 2017 | | Say something

Bizim kadim dostumuz Yrd. Doç. Dr. Adem Akkaya’nın düğününde yakın dostları olarak bulunduk. Hülya-Adem Akkaya çiftine ömür boyu mutluluklar diliyoruz.

Adem Akkaya bizim Rumeli Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi (RUBASAM)nin önemli isimlerinde biri… Kendisinden başta Almanya olmak üzere Türkiye-AB İlişkileri konusunda çok şey öğreniyoruz. Aynı zamanda kendisi bir ekonomi uzmanı.. Bizim için adeta aileden biri…

Nikah şahitliklerini de, Türkiye’nin umudu haline gelen Meral AKŞENER hanımefendi ile yine camiamızın mümtaz ismi Prof. Dr. Hüseyin Bağcı yaptı… İş dünyasından ve akademik camiadan seçkin konuklar arasında hemşerimiz eski bakanlarımızdan Lütfullah Kayalar’da vardı.

Düğünde bariz dikkati çeken husus, katılan davetlilerin nerede ise tamamının Meral AKŞENER’le resim çektirmesi ve desteklerini ifade etmesi oldu.

Biz de gördük ki, Meral AKŞENER Türkiye için yola çıkmaya hazır. İnşallah bizlerde sonuna kadar yanında olup onu yalnız bırakmayacağız. Şimdi Türkiye ve Türk Milleti için hep birlikte olma zamanı! Ümitlerimiz yeniden yeşeriyor ve aydınlık günlere doğru koşmak için heyecanlanıyoruz…

Adem Hoca, hem senin mutluluğunla mutlu olduk hem de Meral AKŞENER’in teşrifleri ile geleceğe dair ümit duyduk…Teşekkür ediyor ve hepimize Türkiye’nin düğününde buluşmayı diliyorum.

Av.Özcan PEHLİVANOĞLU

1

4